3 Mayıs 2020 Pazar

YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI Alice Miller


Psikoloji eserleri sevenlerin dikkatine.."Yetenekli Çocuğun Dramı" kitabı; ülkemizde davranışçı terapi akımınca henüz yeni yeni ele alınan çocukluk çağı travmalarına ışık tutan, 1980'li yıllarda Alice Miller tarafından yazılmış bir kült eser. Kitabın başlığı aldatıcı görünüyor adeta çocuk yetenekleriyle ilgili bir kitapmış gibi. Oysa Miller'ın bahsettiği yetenek; insanoğlunun en muhtaç ve savunmasız dönemi olan çocukluk cağında, kendisine bakan kişilerden-çoğunlukla ebeveynler- duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için nasıl incinip, kendi benliklerinden vazgeçmek zorunda kaldıklarını ve yetişkinlerin, diğer tüm insanların duygularını anlamada ve ona göre hareket etme konusunda olağanüstü "yetenek" geliştirdiklerine ilişkin bir kitap başlığı bu.
Kitap; zeki, başarılı, duyarlı, yetenekli olduğu halde neden hala özgüvensiz, mutsuz, boşluk hissi içerisinde ve başkalarına bağımlı olan, onlardan onay bekleyen kişilerin, çocukluğunu anlatıyor. Ancak geçmişte ne yaşanırsa yaşansın artık bunun geride bırakılıp özgür olunabileceğini yani telafinin her zaman mümkün olduğunu da anlatan bir kitap. Yoğun, yüklü ve defalarca okunabilecek değerde bir kitap. Keyifli okumalar...

SEVMEYE KENDİNDEN BAŞLA Ilse Sand

Bu kitap aslında duyarlı ve hassas ruhlu kişilerin okumaları için değil; etrafında,yakınları arasında duyarlı kişiler olanların, onları biraz olsun daha iyi anlamaları için işlev görebilecek bir kitap. 
Aşırı duyarlı kişiler genellikle içedönük kişilerle karıştırılır.Aşırı duyarlı, hassas ruhlu kişilerin hassas bir merkezi sinir sistemine sahip olduğu pek bilinmez. Oysa bu kişiler, duyusal anlamda çok hassastırlar. Sözgelimi kalabalık yabancı bir ortama girdiklerinde çevredeki uyarıcılar -görüntü,ses,koku vs- duyularını aşırı şekilde uyarır. Bu da zaman zaman onların diğer insanlardan daha çabuk yorulmalarına sebep olur. Ortamı çabuk terketmeleri asosyal yada soğuk olduklarından değil aşırı uyarılmalarındandır. Yalnız kalmayı severler, derinlemesine düşünür ve hissederler, empati yetenekleri gelişkindir. Toplumsal sorunlara duyarlı; doğa, hayvan ve bitki dostudurlar.. Hassas ruhlu kişiler ile ilgili bu bilgilere ve daha fazlasına kitabı okuyarak ulaşabilirsiniz.

İNSANIN ANLAM ARAYIŞI Viktor E. Frankl,

İnsan, onurunu bir toplama kampında bile koruyabilir. Dr Frankl tam dört yıl boyunca Auschwitz Toplama Kampında, fiziksel ve ruhsal acının, umutsuzluğun en uç boyutunda ve her an ölüm korkusuyla yaşadı. Eşini, anne, baba ve kardeşlerini bu ölüm kamplarında kaybetti. Tüm yaşadıkları ve gördükleri, ona kendi terapi yöntemini geliştirme fırsatını verdi: logoterapi (anlamterapi)
Frankl'a göre insan, hayata; içten içe varoluşunda bir anlam ve sorumluluk duygusu ve bir amacı varsa bağlanır. Kendi kaderimizi ve içerdiği onca acıyı kabul ediş şeklimiz, bize, en ağır yaşam şartlarında bile, hayatımıza derin bir anlam katma fırsatı verir. İyimserlik, acılarımızı başarıya dönüştürmeye, suçluluk hissi kendimizi iyi anlamda değişime açmaya ve yaşamın sonlu oluşu bizi hayatımıza karşı daha sorumluluk sahibi olmaya yöneltir. Dünyanın en trajik deneyimlerinden biri olan toplama kamplarında bizzat bulunmuş bir psikiyatrisin otobiyografik nitelikteki bu kitabı, hayatımızı anlamlandırmamızda bize gerçekten yol gösterici nitelikte.

SON TALİKA Sabriye Cemboluk

Yerel tarih yazımı çok kıymetli yaşananları ilk elden aktarması bakımından. Özellikle savaş ve göç insanların hayatında kuşaklar arası aktarılan psikolojik sonuçlar doğurur. Bu acıdan özellikle Trakyaya ve Anadolunun her yerine dağılmış olan savaş ve göç mağduru insanları anlamak için bu kitap iyi bir fırsat ve yakın yerel tarih adına güzel bir kazanım olmuş.

BOYALI PEÇE, Somerset Maugham


Evlenememe korkusu pek çok genç kızın alelacele bir kararla kendisine cazip gelen ilk evlenme teklifini karşısındaki insanı -sevmediği, anlaşamayacağını bildiği halde- kabul etmesine, bu da karmaşık ve mutsuz bir hayatın başlangıcına yol açıyor. Öykümüz 1920'ler Londra'sında, eşi bakteriyolog Walter ile tanışıp Hong Kong'ta yaşamaya başlayan Kitty, Sömürge Bakanlığına aday Charles ile eşini aldatır. Kitabın ilk yarısında aşktan, erkeklerden medet ummaktan başka gayesi olmayan Kitty'yi, kitabın ikinci yarısında Indiana Jones filmlerini andıran egzotik bir ortamdaki kolera salgınına, dünyadaki gerçek sorunlara duyarlılık gösterirken buluyoruz.

İşte size kitaptan tadımlık bir kuple:


"Her şey geçip gidiyordu, bu akıştan geriye kalan neydi? Bütün insanlar, insan ırkı, o nehirde birer su damlasıymış ve her biri birbirine hem çok yakın hem çok uzak, isimsiz bir sel gibi, denize akmaya devam ediyormuş gibi geldi Kitty'ye. Her şey çok kısa sürerken ve hiçbir şey çok önem taşımazken, insanların saçma nesnelere saçma anlamlar yükleyip kendilerini ve etrafındakileri üzmeleri acınası bir durumdu."

CLARİSSA Stefan Zweig

Avusturyalı bir generalin kızı olan Clarissa, eğitim kongresi için Fransa'ya gittiginde Lèonard ile tanışır. 1.Dünya savaşı patlak verdiğinde bu Fransız gençten bebeği olacağını öğrenir. İşler son derece karışık bir hal almıştır artık...
İki dünya savaşına tanıklık etmiş yazarımız Stefan Zweig'ın yarım bıraktığı son romanı "Clarissa", ölümünden sonra yayımcısı tarafından basılmıştır. Ölümünden hemen önce, kitabında; savaşın yarattığı yıkımı anlatması ve kahramanlık ile korkaklığı; ahlaklı olan ile olmayanı irdelemesi elbette ki tesadüf değil; adeta kalan zamanının ona acı veren son yansıması gibi. "Clarissa"nın da yazarının ömrü gibi tamamlanamamış olması çok üzücü...

SIRÇA KÖŞK Sabahattin Ali



Sabahattin Ali; zengin fakir, köylü şehirli, eğitimli eğitimsiz ayrımları yapmaksızın ve aslında bir ideolojik taraf tutmadan insan ruhunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Gerçekte bir ahlakçıdır, her ne kadar insanoğlunun iyi yönlerini görmek istese de çoğunlukla, çıkarına dokunulduğunda çirkinleşen insanı yazdığını görüyoruz. Tek bir insan yada toplum değil aslında tüm insanlığı anlatır gibidir. Bu sebeple edebi kimliğine ve değerine saygı gün geçtikçe artmaktadır.
Bundan 70 yıl kadar önce Sırça Köşk'te yazdığı öykülerinde gördüğünüz insan manzaralarını bugün de görüyorsunuz ve 70 yıl sonra bu manzaralar, yaşayanlarca da birebir görülecektir. Keyifli okumalar dilerim..