25 Mayıs 2020 Pazartesi

Camdaki Kız, Gülseren Budayıcıoğlu

Yazarlar, kitaplarıyla açar kendilerini okuruna.  Bir yazarın tüm kitaplarını okuduysanız, o yazar artık aileden biri, bir yakınınız gibidir.

Gülseren hocanın, okuru olarak, Ankara'daki kırmızı dekorlu, mona lisa tablolu, içinde her zaman bir vazo taze çiçek bulunan odasının bir müdavimi gibi hissediyorum kendimi. Yardımcısı anaç, enerjik Tuna Hanımı tanıyor gibiyim. Her ikisini de yolda görsem boyunlarına sarılacak gibiyim. Bu samimiyeti, sıcaklığı okuruna veren, hissettiren tabii ki Gülseren hoca.

Eğer gündelik insani konu ve olaylardan usandıysanız, kurgu edebiyat sevenlerdenseniz, Gülseren hocanın tamamen gerçek yaşam öykülerini kaleme aldığı kitaplarını öneremem. Ancak onun kitaplarını okumak asla zaman kaybı olmadığı gibi sağlayacağınız kazanımlar da cabası olacaktır.

Bu kitabında da, diğer kitaplarında olduğu gibi ana konu ve karakterlerin dışında bir de araya sıkıştırdığı kendisine gelen başka danışanların küçük öyküleriyle geçişler sağlıyor. Olay örgüsünü bu şekilde oluşturuyor. Tv dizisine yansıyan, Camdaki Kız'da geçen bir yan öykü aslında.  Üslubu kendine has, rastgele herhangi bir pasajı okuttuğunuzda ona ait olup olmadığını  söyleyebilir okuyan.  

Camdaki Kız'da aşk, ayrılık,aldatılma psikolojisini işliyor Gülseren hoca. Hayatın içinden, bilindik öyküler.  Niçin benzer öykülerin tekrar tekrar yaşandığının yanıtıysa hocamızda. Kendi vicdanının  insana yaşattığı cezalar; çocukluğundan beri kendini tekrarlayan kader motifinin de bir sonucu.  

Kitaplarında, Gülseren hocanın, başkalarının bunca acı ve felaketlerinden bahsederken satır aralarında kendi mutlu çocukluğu, zarif anne babası; uyumlu, paylaşımcı kardeşleri; yakışıklı akıllı,ona çok aşık eşi ve yine güzel, akıllı başarılı çocuklarından bahsetmesi birçok kişi gibi beni de biraz yadırgatmıştı. Sonradan onu çok iyi anladım ve hakkını teslim ettim. Mesleği gereği, o kadar çok, ahlak ve akıldışı ilişki, kişi ve olayla karşılaşmış ki güzel yaşantıları takdir etme gereği duyuyor. Dile kolay bunca kötü yaşam (ensest, ahlakdışı çapraşık ilişkiler, ve sözde bunun adına ölme öldürme)  sadece bizim coğrafyamızda değil tüm dünya toplumlarında sanılandan daha yaygın.

Bol keyifli okumalar..

22 Mayıs 2020 Cuma

Kral Kaybederse, Gülseren Budayıcıoğlu

Kitabı okuyalı aylar oldu. O yüzden ayrıntıyı hiç hatırlamıyorum. Halihazırda kitabı okumuşken yazsaydım iyi olurdu ama bugüne  kısmetmiş. 
 Gülseren Budayıcıoğlu'nun okuduğum ilk kitabı 'Kral Kaybederse'.. Zaten bu kitabın akıcılığı, bana yazarın diğer tüm kitaplarını okuttu. 
Klasikleşmiş edebi eserlere baktığınızda, edebiyatçıların çok iyi psikolojik analizler yaptığına tanık olursunuz. Bu kitabın yazarı bir psikiyatrist. Belki bir edebiyatçı değil ama anlatısına serptiği psikolojik analizler kitabını çekici kılmış. 
Kitaptaki baş karakterler: Adam, karısı, adamın metresi (kibarca sevgilisi). Bilindik hikaye. Aslında dışarıdan bakıldığında çapraşık, hatta bazen manasız mantıksız görünen ilişki türleri, insan davranışları; kişinin çocukluğundan gelen bağlanma stilleriyle ilgilidir. Güvensiz bağlanma, kaçınmacı ve kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler sağlıklı ilişkiler kurmakta oldukça zorlanırlar. Bunun dışında düşük özsaygı da kişiyi yanlış partnerlere yönlendirebiliyor. 
Gülseren Budayıcıoğlu'nun sık sık bahsettiği 'kader motifi' dediği şey, şema terapide geçen, olumsuz şema'lardan aslında. Sözgelimi bir kişinin şikayet ettiği, hep aynı  tip insanları sürekli yaşamına çekmesi gibi. 
Kitabın insanlarca sevilme sebebi aslında toplumda sıkça rastlanan olayların, ilişkilerin güzel özetlenmesi. Senaryoya çok uygun bir metin.  Detayları unutma sebebiniz de tam da bu, bir insanın içinde tüm insanlığı bulabilme meselesi aslında . 

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa- Ayfer Tunç

😱Deliler" çoğu kere tiyatro eserlerine ve edebi eserlere konu olmuştur. Çünkü, "deliler"in olduğu yerde gülünçlü olaylar olur. Bir de yazarın da deyimiyle kim akıllı kim deli belli olmayan şu dünyada; günlük yaşamda etrafımızda, isyerimizde, evimizin içerisinde hatta aynaya baktığımızda karşımızda birçok tatlı deli görürüz.
😱Yazarımız, bir Ruh Sağlığı Hastanesi nin hizmetlisinden başhekimine kadar tüm personelinin tatlı deliliklerini eğlenceli bir dille anlatıyor.
😱Kitap, başlangıçta, iç-içe geçmiş kişi tasvirleriyle biraz ağır ilerliyor. Insanlar zinciriyle karşılaşıyorsunuz adeta. Hemen hemen birbiriyle rastlaşan her insanın hayatına değinmiş yazar.
😱Başlangıçta sıradan insanların hayatlarında özellikle eşlerinin vurduğu hançerlerden hafifçe eseneklenenler anlatılmış. Ama kitapta ilahi adalet de söz konusu, eden bir şekilde buluyor.
😱Bazen anlatılan kişinin atalarından da bahsedilerek 100 yıl kadar gerilere sıçranmış, tarihi bir mizansenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Hikaye içinde hikaye, kitap içinde kitap okuyorsunuz. Fakat kişiler ve olayların ayrıntısına girmeden adeta daldan dala atlayarak okuyup geçiyorsunuz. Kitabın yazımında bir hız var. Öyle baş karakterler falan da yok. Kişileri yüzeysel yalayıp geçiyor detay derin analizler yapmıyor. Dile kolay 515 sayfaya 248 roman karakteri sığdıran yazar, zaten yoğun tasvirler yapamazdı. Bu kadar kişiyi nasıl saydın diyecek olursanız, arkada bir dizin hazırlamış yazarımız. Ilk ikiyüz sayfa biraz ağır aksa da, kitap sonrasında çok neşeleniyor.
😱 Keyifli, eğlenceli bir kitap.


19 Mayıs 2020 Salı

BALONCUK Gamze Akarca

BALONCUK/ Çocuk Kitabı 

🎈Pelin, her zaman çok başarılı olan bir çocuktur. Bir gün sınıfa yeni bir öğrenci gelir ve Pelin kendisini geri plana itilmiş gibi hisseder.

🎈O gece rüyasında bir kuyruklu yıldızın üstünden düştüğünü görür.🌠🌛

🎈Sabah uyandığındaysa, kendisini kocaman bir baloncuğun içinde bulur.
🎈Bakalım, sınıfa yeni gelen arkadaşı Arda, Pelin'e baloncuktan çıkması için yardım edebilecek mi...

👨‍👩‍👧‍👦 Bazen biz yetişkinlerin hiç tahmin edemediği bazı durum ve olaylar, hatta bize göre masum görünen basit bir sözcük bile çocuğun dünyasında sarsıcı olabilir. 

👨‍👩‍👧‍👦 Sevindirici olan şu ki, çocukların baş etme becerileri son derece güçlüdür.

👨‍👩‍👧‍👦 Son dönemde çok fazla çocuk kitabı yazılıyor.  Çocuk kitabı satın alırken yazarın  psikolog olmasına özellikle dikkat etmek gerektiğini düşünenlerdenim..

👨‍👩‍👧‍👦  Bu kitabı gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Okul öncesi ve ilkokul için uygun bir kitap. 

14 Mayıs 2020 Perşembe

YÜZÜNDE BİR YER Sema Kaygusuz

🍃Sema Kaygusuz; Otuzsekiz yılında, Dersim'de yaşananlardan sonra, Samsun'a göç etmiş bir ailede, babaannenin toruna anlattıkları ve torunun yıllar sonra Dersim'i ziyaret edişinde yaşadığı duygularla; kadim Anadolu halklarından söylence, efsane ve mitleri adeta birbiriyle kavuşturmuş. Anadolunun zengin kültürünü, eşsiz doğasını büyüleyici bir şekilde adeta şiir gibi dile dökmüş..

🍃Oldukça soyut bir dilin kullanıldığı eser; derin, katmanlı ve imgelerle yüklü. En çok kullanılan imgeler: zaman, kadın, Hızır, incir, ölüm...

🍃Kitabın ismi bile oldukça farklı: "Yüzünde Bir Yer" Babaanneden toruna bir sesleniş:Gözüm... Alnında bir yere 3.bir göz gibi..Gerçekleri görüp, algılayıp, onunla derinleştirmek...

🍃Otuzsekiz Dersim Olayları demişken, kitapta siyasi anlatılar olduğu anlaşılmasın. Bu olayın yansımaları, insani yönüyle ele alınmış ve yazar, edebî kimliğinin önüne siyasi bir kimliği geçirmemiş.

🍃Diğer eserlerini okuyanlar Sema Kaygusuz'un; edebî metinlerinin içerisine cinsiyetçilik, türcülük, sınıf ayrımı, ırkçılık  gibi hassasiyet gerektiren konuları, mesaj verme kaygısı gütmeden mesaj verme deyimiyle söylersek, ince ince metne dokuduğunu ve bunu yaparken edebi yapıyı bozmadan ustalıkla işlediğini bilirler.  Diliyorum ki yazar bu çok ince ayarı hiçbir zaman kaçırmaz ve güçlü edebiyatçı kimliğiyle anılır.

🍃Son olarak diyeceğim şu ki edebiyatımızda  güçlü kadın yazarların oluşu ve hafife alınmayacak sayıda olmaları beni çok  gururlandırıyor..


3 Mayıs 2020 Pazar

KENDİNE İHANET, Arno Gruen

Kutsanmış anneliğimiz, çocuğumuza olan sonsuz sevgimize rağmen, nasıl oluyor da cansız, mutsuz, apatik, depresif yetişkinlere dönüşüyor çocuklarımız??

Çocuklukta ihtiyaçları karşılanmamış kız ve erkek çocukların ileride nasıl dış dünyaya bağımlı, özerkleşememiş kadın ve erkeklere dönüştüğünü anlatıyor Arno Gruen. Bir de topluma baktığımızda ezilenlerin, başkalarını ezebilmek için, niçin kendilerini ezenlerin tarafına geçtiğini anlatıyor..

Iktidarlar; ideolojilerini bizde içselleştirdikçe, kendimize yabancılaşarak, kendimize ve başkalarına yaptıklarımızın farkına varamayız.  En uyumlular aslında kendi duygularına en uzak olanlardır. Ailemiz içinde ve büyük ailemiz olan toplum içerisinde hükmeden hükmedilen, ezen ezilen oldukça gerçek sevgiden bahsedemeyiz. Arno Gruen, kendimizi anlama çabamıza bambaşka bir ışık tutuyor. Üstelik bir solukta okunan yalın diliyle...

KAMELYALI KADIN Alexandre Dumas (oğul)

Alexandre Dumas'ın oğlu Alexandre Dumas Fils tarafından yirmidört yaşında kaleme alınmış ilk ve tek eseri. Pek çok klasik esere göre yalın, sade bir dil kullanılmış. Aşkın en güzel yaşanabileceği yirmili yaşlarda yazıldığı için klasikleşmiş bir hikaye "Kamelyalı Kadın".
 Kendisi de gayrimeşru olarak doğan Alexandre Dumas Fils, toplum dışına itilmiş kişilerin de erdemli yanları olabileceğini vurgular gibi. Karşılıklı çıkarsız sevginin, insanları ne ölçüde değiştirebileceğini anlatıyor. Her ne kadar opera, sinema ve tiyatro perdesine yansısa da ilk elden yazılmış eseri okumakta fayda var diye düşünüyorum. Keyifli okumalar...

ÇOCUKLUKTA İHMALİN İZİ - BOŞLUK HİSSİ Jonice Webb


"Cehenneme giden yollar, iyi niyet taşlarıyla döşelidir." sözü özellikle çocuklarımızı yetiştirirken ne kadar uyabiliyor bizlere. İyi niyetliyiz fakat farkında olmadan ne kadar büyük duygusal zararlar veriyoruz en kıymetlilerimize. 
Sabun köpüğü kişisel gelişim kitapları etrafta kirlilik yaratırken; son yıllarda bizde özfarkındalık uyandıracak çok nitelikli, değerli böylesi kitapların duyulmaya ve yayılmaya başlaması umut verici. Duyarlı anne babalara, anne baba adaylarına ve yaşadığımız toplumun geleceği çocuklarımıza değer veren herkese tavsiye ediyorum bu kitabı..

YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI Alice Miller


Psikoloji eserleri sevenlerin dikkatine.."Yetenekli Çocuğun Dramı" kitabı; ülkemizde davranışçı terapi akımınca henüz yeni yeni ele alınan çocukluk çağı travmalarına ışık tutan, 1980'li yıllarda Alice Miller tarafından yazılmış bir kült eser. Kitabın başlığı aldatıcı görünüyor adeta çocuk yetenekleriyle ilgili bir kitapmış gibi. Oysa Miller'ın bahsettiği yetenek; insanoğlunun en muhtaç ve savunmasız dönemi olan çocukluk cağında, kendisine bakan kişilerden-çoğunlukla ebeveynler- duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için nasıl incinip, kendi benliklerinden vazgeçmek zorunda kaldıklarını ve yetişkinlerin, diğer tüm insanların duygularını anlamada ve ona göre hareket etme konusunda olağanüstü "yetenek" geliştirdiklerine ilişkin bir kitap başlığı bu.
Kitap; zeki, başarılı, duyarlı, yetenekli olduğu halde neden hala özgüvensiz, mutsuz, boşluk hissi içerisinde ve başkalarına bağımlı olan, onlardan onay bekleyen kişilerin, çocukluğunu anlatıyor. Ancak geçmişte ne yaşanırsa yaşansın artık bunun geride bırakılıp özgür olunabileceğini yani telafinin her zaman mümkün olduğunu da anlatan bir kitap. Yoğun, yüklü ve defalarca okunabilecek değerde bir kitap. Keyifli okumalar...

SEVMEYE KENDİNDEN BAŞLA Ilse Sand

Bu kitap aslında duyarlı ve hassas ruhlu kişilerin okumaları için değil; etrafında,yakınları arasında duyarlı kişiler olanların, onları biraz olsun daha iyi anlamaları için işlev görebilecek bir kitap. 
Aşırı duyarlı kişiler genellikle içedönük kişilerle karıştırılır.Aşırı duyarlı, hassas ruhlu kişilerin hassas bir merkezi sinir sistemine sahip olduğu pek bilinmez. Oysa bu kişiler, duyusal anlamda çok hassastırlar. Sözgelimi kalabalık yabancı bir ortama girdiklerinde çevredeki uyarıcılar -görüntü,ses,koku vs- duyularını aşırı şekilde uyarır. Bu da zaman zaman onların diğer insanlardan daha çabuk yorulmalarına sebep olur. Ortamı çabuk terketmeleri asosyal yada soğuk olduklarından değil aşırı uyarılmalarındandır. Yalnız kalmayı severler, derinlemesine düşünür ve hissederler, empati yetenekleri gelişkindir. Toplumsal sorunlara duyarlı; doğa, hayvan ve bitki dostudurlar.. Hassas ruhlu kişiler ile ilgili bu bilgilere ve daha fazlasına kitabı okuyarak ulaşabilirsiniz.

İNSANIN ANLAM ARAYIŞI Viktor E. Frankl,

İnsan, onurunu bir toplama kampında bile koruyabilir. Dr Frankl tam dört yıl boyunca Auschwitz Toplama Kampında, fiziksel ve ruhsal acının, umutsuzluğun en uç boyutunda ve her an ölüm korkusuyla yaşadı. Eşini, anne, baba ve kardeşlerini bu ölüm kamplarında kaybetti. Tüm yaşadıkları ve gördükleri, ona kendi terapi yöntemini geliştirme fırsatını verdi: logoterapi (anlamterapi)
Frankl'a göre insan, hayata; içten içe varoluşunda bir anlam ve sorumluluk duygusu ve bir amacı varsa bağlanır. Kendi kaderimizi ve içerdiği onca acıyı kabul ediş şeklimiz, bize, en ağır yaşam şartlarında bile, hayatımıza derin bir anlam katma fırsatı verir. İyimserlik, acılarımızı başarıya dönüştürmeye, suçluluk hissi kendimizi iyi anlamda değişime açmaya ve yaşamın sonlu oluşu bizi hayatımıza karşı daha sorumluluk sahibi olmaya yöneltir. Dünyanın en trajik deneyimlerinden biri olan toplama kamplarında bizzat bulunmuş bir psikiyatrisin otobiyografik nitelikteki bu kitabı, hayatımızı anlamlandırmamızda bize gerçekten yol gösterici nitelikte.

SON TALİKA Sabriye Cemboluk

Yerel tarih yazımı çok kıymetli yaşananları ilk elden aktarması bakımından. Özellikle savaş ve göç insanların hayatında kuşaklar arası aktarılan psikolojik sonuçlar doğurur. Bu acıdan özellikle Trakyaya ve Anadolunun her yerine dağılmış olan savaş ve göç mağduru insanları anlamak için bu kitap iyi bir fırsat ve yakın yerel tarih adına güzel bir kazanım olmuş.

BOYALI PEÇE, Somerset Maugham


Evlenememe korkusu pek çok genç kızın alelacele bir kararla kendisine cazip gelen ilk evlenme teklifini karşısındaki insanı -sevmediği, anlaşamayacağını bildiği halde- kabul etmesine, bu da karmaşık ve mutsuz bir hayatın başlangıcına yol açıyor. Öykümüz 1920'ler Londra'sında, eşi bakteriyolog Walter ile tanışıp Hong Kong'ta yaşamaya başlayan Kitty, Sömürge Bakanlığına aday Charles ile eşini aldatır. Kitabın ilk yarısında aşktan, erkeklerden medet ummaktan başka gayesi olmayan Kitty'yi, kitabın ikinci yarısında Indiana Jones filmlerini andıran egzotik bir ortamdaki kolera salgınına, dünyadaki gerçek sorunlara duyarlılık gösterirken buluyoruz.

İşte size kitaptan tadımlık bir kuple:


"Her şey geçip gidiyordu, bu akıştan geriye kalan neydi? Bütün insanlar, insan ırkı, o nehirde birer su damlasıymış ve her biri birbirine hem çok yakın hem çok uzak, isimsiz bir sel gibi, denize akmaya devam ediyormuş gibi geldi Kitty'ye. Her şey çok kısa sürerken ve hiçbir şey çok önem taşımazken, insanların saçma nesnelere saçma anlamlar yükleyip kendilerini ve etrafındakileri üzmeleri acınası bir durumdu."

CLARİSSA Stefan Zweig

Avusturyalı bir generalin kızı olan Clarissa, eğitim kongresi için Fransa'ya gittiginde Lèonard ile tanışır. 1.Dünya savaşı patlak verdiğinde bu Fransız gençten bebeği olacağını öğrenir. İşler son derece karışık bir hal almıştır artık...
İki dünya savaşına tanıklık etmiş yazarımız Stefan Zweig'ın yarım bıraktığı son romanı "Clarissa", ölümünden sonra yayımcısı tarafından basılmıştır. Ölümünden hemen önce, kitabında; savaşın yarattığı yıkımı anlatması ve kahramanlık ile korkaklığı; ahlaklı olan ile olmayanı irdelemesi elbette ki tesadüf değil; adeta kalan zamanının ona acı veren son yansıması gibi. "Clarissa"nın da yazarının ömrü gibi tamamlanamamış olması çok üzücü...

SIRÇA KÖŞK Sabahattin Ali



Sabahattin Ali; zengin fakir, köylü şehirli, eğitimli eğitimsiz ayrımları yapmaksızın ve aslında bir ideolojik taraf tutmadan insan ruhunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Gerçekte bir ahlakçıdır, her ne kadar insanoğlunun iyi yönlerini görmek istese de çoğunlukla, çıkarına dokunulduğunda çirkinleşen insanı yazdığını görüyoruz. Tek bir insan yada toplum değil aslında tüm insanlığı anlatır gibidir. Bu sebeple edebi kimliğine ve değerine saygı gün geçtikçe artmaktadır.
Bundan 70 yıl kadar önce Sırça Köşk'te yazdığı öykülerinde gördüğünüz insan manzaralarını bugün de görüyorsunuz ve 70 yıl sonra bu manzaralar, yaşayanlarca da birebir görülecektir. Keyifli okumalar dilerim..

BAŞUCUMDA MÜZİK Kürşat Başar

Çocuk ya da yetişkin; alt orta üst hangi sosyoekonomik sınıftan olursak olalım, çoğunlukla yakın veya uzak gelecekte hayatımızda, şu anki durumumuzdan daha "iyi bir şeyler" olacağını umuyoruz, değişik, farklı bir şeyler..Halbuki olmakta olandan çok da farklı şeyler olmuyor...Bu kitabın bana hissettirdiği tam da bu.

SONSUZA DEK SEN Jojo Moyes

Bazı kitapları okuduğumuzda bilgi sahibi oluruz, bazıları ufkumuzu açar, bazılarıysa bizi eğlendirir. Makbul olan üçünü de içerendir. Elinizdeki kitap üçüncü gruba giriyor. Eğlendiren türde. "Soup opera" tarzı, romantik, sakin, dinlendirici bir kitap. Okurken amerikan romantik komedi filmlerini izler gibi oluyorsunuz. Okunması oldukça naif bir amerikan bestseller'ını(çok satan) bile, "bilinçli" bir şekilde kadın karakterlere odaklanarak okuduğunuzda, hangi sosyal sınıftan olursa olsun kadınların üzerindeki baskı sebeplerine tanık olabilirsiniz. Zengin bir kadın olan Agnes'in; Kahyasi, hizmetlileri, aşçısı, şoförü, balkon bahçıvanı, özel spor hocası, özel müzik resim hocası olsa da evin tüm iç işlerini idare etmek ve her ne kadar mutsuz olup zorlansa da evin içindeki ve dışındaki tüm organizasyonları yürütmek zorunda olmanın çok da hoş olmadığını görürsünüz. Yine kitapta eski bir moda dergisi editörü yaşlı kadın (Mrs.De Witt), gençlik döneminde hem çok sevdiği bir mesleği yapıp hem de evlilik yürütme, çocuk bakmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediyor. Tercih yapmak durumunda bırakılan kadınlar; çocuğu ve mesleğin arasında kalıyor. Baş kahramanımız Louisa ise çoğunlukla 'olmadığı biri gibi davranmak, giyinmek' durumunda bırakılıyor. Ve sonunda herkesin ondan ne istediğini düşünmeyi bırakıp, 'ben ne istiyorum' u düşünmeye başlıyor. Peki başka türlü bir hayat mümkün değil mi? Dayatılan toplumsal cinsiyet rolünü gerçekten oynamak zorunda mısın?


KABUK Zeynep Kaçar

Deliliği anlatmada bir "Veronika Ölmek İstiyor" , " Sana Gül Bahçesi Vadetmedim" tarzında değil; belki de bizden biri yazdığı için daha derin geldi bana.. Çok derin, "duygulu"... Hüzünlü ama sonu "umut"la biten... Bu kitap kesinlikle daha fazla bilinmeli, okunmalı.


KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ Hüseyin Rahmi Gürpınar

Müzikseverler, 1986'da Eurovision Şarkı yarışmasına Türkiye olarak Halley isimli parçayla katıldığımızı duymuş olmalılardır.

Mizah ve hiciv sanatında, ardılı olan edebiyatçılara en önemli örneğimiz; Türk edebiyatının ustalarından Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı şu günlerde anmamak olmazdı. 

Kitabımız 1910'da yazılmış, 75 yılda bir dünyamızın yakınından geçen Halley Kuyruklu yıldızının dünyaya çarpabileceğine duyulan abartılı korkuyu işliyor. 2061'de çıplak gözle Halley'i tekrar görebilmeyi diliyorum bu arada.

Kadınlardan yüz bulamadığı için onlara düşman olan İrfan Galip bey, Halley Kuyruklu yıldız hakkında abartılı konferanslar düzenleyerek, kadınları korkutacak, kendince kadınlardan intikam alacaktır.

Hüseyin Rahmi, bir yandan mahalle kadınlarının konuşmalarını esprili bir dille anlatırken -ki o dönemde kadınlar eğitimsiz oldukları için oldukça cahil ve kandırılmaya müsaitti- diğer yandan eğitimli İrfan Galip in gizemli bir güzelden aldığı esrarengiz mektuplar sonucu yaşadığı platonik aşkı ele almaktadır.

Bakalım Halley, genç aşıkları birleştirecek mi? 'Kuyruklu Yıldız Altında Bir Izdivaç' gerçekleşecek mi? Mutlaka okunması gereken bir üstat eseridir. Keyifli okumalar dilerim...

SERGÜZEŞT-SAMİ PAŞAZADE SEZAİ



Henüz 9 yaşındayken İstanbul'a getirilip esir pazarında halayık olarak satılan Çerkez kızın hazin öyküsü.

Kendisi "paşazade" olan yazarımız bir halayığın duygularını müthiş bir empatiyle ustaca ortaya koyuyor.

Bu kitap bundan 130 yıl önce yazılmış, bu insanlık için çok da eski uzun bir süre değil. O dönemde köle pazarlarının olması ve insanların eşya gibi alınıp satılması insana ne kadar tuhaf geliyor değil mi.. (İstanbul Esir Pazarı 1847’de kaldırıldı)

Spoiler: Dilber in hayata tutunamama sebebi, Celal'in aşkından mahrum oluşu değil; kimsesizlik, çaresizlik, sevgisizlik, ümitsizlikti. Celal'den aldığı bir damla sevgi kırıntısı ve çabucak bu sevgiyi de kaybetmesi, Dilber' i çok daha kötü etkiledi. Diğer yandan Celalin ailesi oğullarına layık olmayan esir (halayık) kızdan kurtuldular, fakat oğullarının akibetini de bilemiyoruz. Çünkü Sezai, Celalin menenjit olduğundan bahsetmiş, iyileşip iyileşemediğinden bahsetmiyor. Ucu açık bırakılmış.

Maalesef efendi köle aşkı kısacık tatlı bir sergüzeşt(macera) olmaktan öte geçemiyor. Sonrası iki genç için de felaket oluyor.

Klasiklerden şaşmamak gerekiyor. Özellikle genç okurlara Türk ve Dünya Klasiklerini mutlaka okumalarını öneriyorum.

Bu eser de mutlaka kitaplıklarınızda yer alması gereken eserlerden...


ÖZÜR DİLERİM SÖZÜMÜ TUTAMADIM, Nursel Tunç

Bugün kitaplığımın raflarını düzenlerken; beni halen dipdiri, tüm hücrelerimle etkileyen , bende apayrı bir yeri olan bu değerli kitabı elime aldım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgili arkadaşım Nursel kitabını bana armağan ettiğinde, kitabın konusuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Evde kitabı okumaya başladığımdaysa, okuduklarımdan o kadar etkilendim ki, Nursel de daha ayrı konumlandı, yüceldi gözümde, gönlümde.

Bu kitap özürlü aile ferdine sahip bireylerin, ailece yaşadıkları zorlukları o kadar canlı bir şekilde anlatıyordu ki, her ne kadar hem evin içerisinde hem de toplumun içerisinde yaşanan türlü zorlukları tahmin edebilsem de, ilk kez bu kadar yakından tanık olabildim ailelerin yaşadıklarına, hissettiklerine.. "Damdan düşeni, damdan düşen anlar" ama, düşmeyen de anlamaya çalışabilir, gayret edebilir diye düşünenlerdenim.

Çok güçlü duygular ve güçlü bir inançla yazılmış bir kitap bu. Bu nedenle de son derece anlamlı geldi.

Kitabın üzerindeki yakışıklı delikanlının adı Aslan ve kitabımızın gerçek baş kahramanı. Sanırım yaşamımız; en yakınımız olan kök ailemiz, varsa çekirdek ailemiz dışında çok kişiye derin anlamlar ifade etmiyor., zaten etmesi de gerekmiyor olsa da Aslan, benzer durumdaki tüm Aslan'lar için emsal olarak, bu kitapla tüm "yok sayılan", "görünmeyen" Aslan' ları "var" ve "görünür" kıldı.

Farklı bir dünyaya açılan kapı bu kitap. Her haliyle insanı, insanlığı hissetmek, kabul etmek adına, çok kişiye ulaşmasını umuyorum.


SANDIK LEKESİ (Öyküler) Sema Kaygusuz




Hani masallarda anlatılır ya, bir kızın gerçek prenses olduğu kırk kat yatağın altındaki minik nohut tanesinin varlığını hissedip rahatsız oluşundan belli olurmuş, o kadar narin olurmuş prenses... Işte yazarımız Sema Kaygusuz hiç öyle çıt kırıldım, steril, nane molla yazar tiplerinden değildir, Beyoğlunun en sert kabadayılarını, Bornova' nın Tenekeciler'inin herhangi bir sakinini öyle kanlı canlı ve ustalıklı anlatır ki ne kadar görmüş geçirmiş güçlü, derin bir yazar olduğunu bir çırpıda anlarsınız.


Sema Kaygusuz'la yapılan söyleşileri izlerseniz, onun sadece çok iyi yazan bir edebiyatçı değil aynı zamanda çok iyi konuşan, düşünen topyekun entelektüel bir edebiyatçı olduğunu görürsünüz.

Reklamsız magazinel olmaktan uzak bir yazar olduğu için, ne yazık ki hak ettiği ilgiyi yeterince görememiş olsa da edebiyatseverlerce, ne yazsa okunur, sabırsızlığıyla beklenen ve çok değer verilen bir öykücü.


"Sandık Lekesi"ndeki öyküleri; kısa, yoğun ve çok katmanlı.. Öykü türünü sevmeyenlere bile öyküyü sevdirecek nitelikte onüç öykü bulunmakta kitapta. Bu öyküleri okurken, dilimizin son derece kusursuz, ustalıklı kullanılışına tanıklık edecek, böyle bir edebiyatçıya sahip olmanın çok büyük şans olduğunu düşüneceksiniz.