3 Mayıs 2020 Pazar

BAŞUCUMDA MÜZİK Kürşat Başar

Çocuk ya da yetişkin; alt orta üst hangi sosyoekonomik sınıftan olursak olalım, çoğunlukla yakın veya uzak gelecekte hayatımızda, şu anki durumumuzdan daha "iyi bir şeyler" olacağını umuyoruz, değişik, farklı bir şeyler..Halbuki olmakta olandan çok da farklı şeyler olmuyor...Bu kitabın bana hissettirdiği tam da bu.

SONSUZA DEK SEN Jojo Moyes

Bazı kitapları okuduğumuzda bilgi sahibi oluruz, bazıları ufkumuzu açar, bazılarıysa bizi eğlendirir. Makbul olan üçünü de içerendir. Elinizdeki kitap üçüncü gruba giriyor. Eğlendiren türde. "Soup opera" tarzı, romantik, sakin, dinlendirici bir kitap. Okurken amerikan romantik komedi filmlerini izler gibi oluyorsunuz. Okunması oldukça naif bir amerikan bestseller'ını(çok satan) bile, "bilinçli" bir şekilde kadın karakterlere odaklanarak okuduğunuzda, hangi sosyal sınıftan olursa olsun kadınların üzerindeki baskı sebeplerine tanık olabilirsiniz. Zengin bir kadın olan Agnes'in; Kahyasi, hizmetlileri, aşçısı, şoförü, balkon bahçıvanı, özel spor hocası, özel müzik resim hocası olsa da evin tüm iç işlerini idare etmek ve her ne kadar mutsuz olup zorlansa da evin içindeki ve dışındaki tüm organizasyonları yürütmek zorunda olmanın çok da hoş olmadığını görürsünüz. Yine kitapta eski bir moda dergisi editörü yaşlı kadın (Mrs.De Witt), gençlik döneminde hem çok sevdiği bir mesleği yapıp hem de evlilik yürütme, çocuk bakmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediyor. Tercih yapmak durumunda bırakılan kadınlar; çocuğu ve mesleğin arasında kalıyor. Baş kahramanımız Louisa ise çoğunlukla 'olmadığı biri gibi davranmak, giyinmek' durumunda bırakılıyor. Ve sonunda herkesin ondan ne istediğini düşünmeyi bırakıp, 'ben ne istiyorum' u düşünmeye başlıyor. Peki başka türlü bir hayat mümkün değil mi? Dayatılan toplumsal cinsiyet rolünü gerçekten oynamak zorunda mısın?


KABUK Zeynep Kaçar

Deliliği anlatmada bir "Veronika Ölmek İstiyor" , " Sana Gül Bahçesi Vadetmedim" tarzında değil; belki de bizden biri yazdığı için daha derin geldi bana.. Çok derin, "duygulu"... Hüzünlü ama sonu "umut"la biten... Bu kitap kesinlikle daha fazla bilinmeli, okunmalı.


KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ Hüseyin Rahmi Gürpınar

Müzikseverler, 1986'da Eurovision Şarkı yarışmasına Türkiye olarak Halley isimli parçayla katıldığımızı duymuş olmalılardır.

Mizah ve hiciv sanatında, ardılı olan edebiyatçılara en önemli örneğimiz; Türk edebiyatının ustalarından Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı şu günlerde anmamak olmazdı. 

Kitabımız 1910'da yazılmış, 75 yılda bir dünyamızın yakınından geçen Halley Kuyruklu yıldızının dünyaya çarpabileceğine duyulan abartılı korkuyu işliyor. 2061'de çıplak gözle Halley'i tekrar görebilmeyi diliyorum bu arada.

Kadınlardan yüz bulamadığı için onlara düşman olan İrfan Galip bey, Halley Kuyruklu yıldız hakkında abartılı konferanslar düzenleyerek, kadınları korkutacak, kendince kadınlardan intikam alacaktır.

Hüseyin Rahmi, bir yandan mahalle kadınlarının konuşmalarını esprili bir dille anlatırken -ki o dönemde kadınlar eğitimsiz oldukları için oldukça cahil ve kandırılmaya müsaitti- diğer yandan eğitimli İrfan Galip in gizemli bir güzelden aldığı esrarengiz mektuplar sonucu yaşadığı platonik aşkı ele almaktadır.

Bakalım Halley, genç aşıkları birleştirecek mi? 'Kuyruklu Yıldız Altında Bir Izdivaç' gerçekleşecek mi? Mutlaka okunması gereken bir üstat eseridir. Keyifli okumalar dilerim...

SERGÜZEŞT-SAMİ PAŞAZADE SEZAİ



Henüz 9 yaşındayken İstanbul'a getirilip esir pazarında halayık olarak satılan Çerkez kızın hazin öyküsü.

Kendisi "paşazade" olan yazarımız bir halayığın duygularını müthiş bir empatiyle ustaca ortaya koyuyor.

Bu kitap bundan 130 yıl önce yazılmış, bu insanlık için çok da eski uzun bir süre değil. O dönemde köle pazarlarının olması ve insanların eşya gibi alınıp satılması insana ne kadar tuhaf geliyor değil mi.. (İstanbul Esir Pazarı 1847’de kaldırıldı)

Spoiler: Dilber in hayata tutunamama sebebi, Celal'in aşkından mahrum oluşu değil; kimsesizlik, çaresizlik, sevgisizlik, ümitsizlikti. Celal'den aldığı bir damla sevgi kırıntısı ve çabucak bu sevgiyi de kaybetmesi, Dilber' i çok daha kötü etkiledi. Diğer yandan Celalin ailesi oğullarına layık olmayan esir (halayık) kızdan kurtuldular, fakat oğullarının akibetini de bilemiyoruz. Çünkü Sezai, Celalin menenjit olduğundan bahsetmiş, iyileşip iyileşemediğinden bahsetmiyor. Ucu açık bırakılmış.

Maalesef efendi köle aşkı kısacık tatlı bir sergüzeşt(macera) olmaktan öte geçemiyor. Sonrası iki genç için de felaket oluyor.

Klasiklerden şaşmamak gerekiyor. Özellikle genç okurlara Türk ve Dünya Klasiklerini mutlaka okumalarını öneriyorum.

Bu eser de mutlaka kitaplıklarınızda yer alması gereken eserlerden...


ÖZÜR DİLERİM SÖZÜMÜ TUTAMADIM, Nursel Tunç

Bugün kitaplığımın raflarını düzenlerken; beni halen dipdiri, tüm hücrelerimle etkileyen , bende apayrı bir yeri olan bu değerli kitabı elime aldım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgili arkadaşım Nursel kitabını bana armağan ettiğinde, kitabın konusuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Evde kitabı okumaya başladığımdaysa, okuduklarımdan o kadar etkilendim ki, Nursel de daha ayrı konumlandı, yüceldi gözümde, gönlümde.

Bu kitap özürlü aile ferdine sahip bireylerin, ailece yaşadıkları zorlukları o kadar canlı bir şekilde anlatıyordu ki, her ne kadar hem evin içerisinde hem de toplumun içerisinde yaşanan türlü zorlukları tahmin edebilsem de, ilk kez bu kadar yakından tanık olabildim ailelerin yaşadıklarına, hissettiklerine.. "Damdan düşeni, damdan düşen anlar" ama, düşmeyen de anlamaya çalışabilir, gayret edebilir diye düşünenlerdenim.

Çok güçlü duygular ve güçlü bir inançla yazılmış bir kitap bu. Bu nedenle de son derece anlamlı geldi.

Kitabın üzerindeki yakışıklı delikanlının adı Aslan ve kitabımızın gerçek baş kahramanı. Sanırım yaşamımız; en yakınımız olan kök ailemiz, varsa çekirdek ailemiz dışında çok kişiye derin anlamlar ifade etmiyor., zaten etmesi de gerekmiyor olsa da Aslan, benzer durumdaki tüm Aslan'lar için emsal olarak, bu kitapla tüm "yok sayılan", "görünmeyen" Aslan' ları "var" ve "görünür" kıldı.

Farklı bir dünyaya açılan kapı bu kitap. Her haliyle insanı, insanlığı hissetmek, kabul etmek adına, çok kişiye ulaşmasını umuyorum.


SANDIK LEKESİ (Öyküler) Sema Kaygusuz




Hani masallarda anlatılır ya, bir kızın gerçek prenses olduğu kırk kat yatağın altındaki minik nohut tanesinin varlığını hissedip rahatsız oluşundan belli olurmuş, o kadar narin olurmuş prenses... Işte yazarımız Sema Kaygusuz hiç öyle çıt kırıldım, steril, nane molla yazar tiplerinden değildir, Beyoğlunun en sert kabadayılarını, Bornova' nın Tenekeciler'inin herhangi bir sakinini öyle kanlı canlı ve ustalıklı anlatır ki ne kadar görmüş geçirmiş güçlü, derin bir yazar olduğunu bir çırpıda anlarsınız.


Sema Kaygusuz'la yapılan söyleşileri izlerseniz, onun sadece çok iyi yazan bir edebiyatçı değil aynı zamanda çok iyi konuşan, düşünen topyekun entelektüel bir edebiyatçı olduğunu görürsünüz.

Reklamsız magazinel olmaktan uzak bir yazar olduğu için, ne yazık ki hak ettiği ilgiyi yeterince görememiş olsa da edebiyatseverlerce, ne yazsa okunur, sabırsızlığıyla beklenen ve çok değer verilen bir öykücü.


"Sandık Lekesi"ndeki öyküleri; kısa, yoğun ve çok katmanlı.. Öykü türünü sevmeyenlere bile öyküyü sevdirecek nitelikte onüç öykü bulunmakta kitapta. Bu öyküleri okurken, dilimizin son derece kusursuz, ustalıklı kullanılışına tanıklık edecek, böyle bir edebiyatçıya sahip olmanın çok büyük şans olduğunu düşüneceksiniz.